Mart 02, 2011

Hayatımdan Geçen Otobüsler

17, 16D (Kadıköy)
133T (Altbostancı)
133 (Pendik)
110,112 (Taksim)
154 (Sokullu)
145 (Dikmen Cad.)
297 (Batıkent)
541 (Eryaman)
986 (Alsancak)
980 (Konak)
18, 79 (Mermerciler'den geçiyo di mi?)

Ağustos 21, 2010

Elimination

1.1-(a)Zamanında hukuk okumak isteyip kazanamamış teyze.
      (b)Hukuk okumak isteyip başka bir bölümü kazanan.(*)
      (c)En başa Ankara Hukuk yazıp başka bir hukuk fakültesini kazanan.(*)
      (d)Baba parasıyla bilmemne üniversitesinde hukuk okuyan.(*)        
         (*)Ve en geç o senenin yarıyıl tatilinde Ankara Hukuk'a bok atmaya başlayan.
1.2-Özel Türler : Etek giymek için hukuk okuyan, cin olmadan adam çarpmak için avukat olan,hukuk okumayan birini bulduğu an terimlerle konuşmaya başlayan,Roma Hukuku'ndan Latince laflar ezberleyen,koluna Themis dövmesi yaptırmak isteyen./Daha seni hiç tanımadan okulunu duyar duymaz kompleksin verdiği gazla davranışları değişen./Sınav sorularına,derslerinin dönemlik olmasına,geçme notlarının kaç olduğuna,vizeyle final arasında %10-%90'lık bir cinsel ilişkinin bulunmamasına,senin bu şartlar altında aldığın dersleri ya başka bi dersin içinde almalarına ya da hiç almamalarına baktıkça ağlamak istediklerin.Sen mesela portakal soyarken koşa koşa yanına gelip hadi birbirimizi karşılaştıralım hadi hadi diye yakana yapışan (temsili).
2-Şişman özgüveni olan.
3-Genç kuşak solcuların çoğu. Özellikle daha dün boktun bugün koktun sürecine tanık oldukların.
4-Güzel olduğunun farkında olup kişiliğinin neredeyse tamamını bunun üstüne kuran.
5-Erkek çocuğu. Doğada saf halde bulunmazlar artık,üstlerine 'çok metalciyim', 'bukowski okuyorum', 'biraz siyaset konuşabiliyorum', 'çok umursamazım' yazılı tişörtler giyerler.
6.1-O zarı canları pahasına koruyup, (a)geri kalan her boku yiyen, kimi zaman götten veren, ya da (b)götten vermeye de karşı olan, ve yine geri kalan her boku yiyen.(*)
6.2-Onaltı yaşında bekaretini -hayır, tecavüz ve benzeri bir durum olmaksızın- kaybedip bu hayatının dramıymış gibi davranan, bu yüzden hepimizden çok acı çekip hepimizden önce olgunlaşan, bunu bir de diğer dramlarıyla birleştirip dram dram gezen.(*)
6.3-Onaltı yaşında bekaretini kaybedip bu yüzden kendi çapı elverdiğince sivri dilli ve manukyan olan, hepimizden çok pipi görmüş güçlü kadın.
6.4-Aslında valla çok iyi kız olup tek kusuru gittiğiniz her yerden ayrı adam kaldırmak olan.    
      (*)Üzerlerinde i love namus very much yazılı tişörtler vardır ve hep çok şirin kızlardır.
7.1-Acıları üzerinden prim yapmaya çalışan. Nedeni ne olursa olsun, (a)Dramatik bir biçimde, ya da (b)Bu onlara her şeyi yapma hakkını veriyormuş gibi.
7.2-İçlerinde hastalığı gördüğün an hemen topukla ordan. Bir nedeni her zaman vardır zaten, o nedene aldanma; aslında çok duyarlı olması, aile veya çocukluk dramları, ya da en basitinden kişiliklerinin öyle olması. Bazı insanları olduğu gibi kabul etmeyiver.
8-Aşırı baskın olmak isteyen.
9-Herkes için söyleyecek kötü bir şeyi mutlaka olan.
10-Çok marjinal olup aslında çok sıradan olan.
11-Aynı yurtta, özellikle aynı odada kaldığın bütün kadınlar.
12-Müziğin bildiği kadarını bokunda boncuk bulmuş gibi sırtında taşıyan.


İşin ilginci her sene bir çeşidinizden mutlaka çıkıyor karşıma. Madem varlığınıza alışamamaktan oramda buramda uçuklar çıkıyor, o zaman alayınız hoşgeldiniz.

Saçmasapan Rüyalarım (9)

Sokaktayım, sarışın bir kadını takip ediyorum. Bir kapıdan içeri giriyor, ben de peşinden. Kapının yanındaki duvara asılı kırık bir ayna var. İçeridekilere bakıyorum, bir iki santim boyunda insanlar. Hayır, çok küçüksünüz diyip çıkıyorum. Yine sokaktayım, kadın yine birkaç adım önümde. Başka bir kapıya giriyor, ben de peşinden. Kapının yanındaki duvara asılı kırık bir ayna var. İçerdekilere bakıyorum, dört beş metre boyunda insanlar. Hayır, çok büyüksünüz diyip çıkıyorum. Sokakta, birkaç adım önümde kadın. Başka bir kapıdan içeri giriyor, ben de peşinden. Kapının yanındaki duvara asılı kırık bir ayna var. İçerdekiler normal boyutlarda insanlar. Seviniyorum,birkaç adım ilerliyorum içeri doğru. Sonra farkediyorum ki, her biri rengarenk iplerle hem gökyüzüne, hem birbirlerine bağlılar. Hayır, hayır diyorum, ellerinden zar zor kurtulup çıkıyorum. Sokaktayım, kadın birkaç adım önümde. Bu sefer bi kafeye giriyor, ben de peşinden. İçerde o kadının geleceğini görüyorum. Koltuğa oturmuş, kucağında da kendi gibi sarı bir kız çocuğu. Sonra aynı yerin başka bir odasında buluyorum kendimi. Burada en çok korktuğum şeyle karşılaşmak için hazırlanıyorum. En çok korktuğum şey, kocaman kahverengi gözleri olan, düz kahverengi saçlı bir kadın. İnsandan çok bir çizime benziyor. Kocaman gözleri iç taraftaki kısmı biraz daha yukarda duracak şekilde çizilmiş, yani hüzünlü bir ifadesi var. Sonra saati gelince, kadınla o biraz önce girdiğim kapıların yanında asılı duran aynı kahverengi çerçeveli, ama bu sefer sağlam olan aynanın içinde karşılaşıyorum. Ona sanki dostmuşuz gibi davranıyorum. Böylece o gözler düzeliyor.

Şubat 21, 2010

Saçmasapan Rüyalarım (8)

Bi işe giricem. Bi kağıt var elimde, işin nası bişey olduğunu anlatıyor, bir yandan da iş görüşmesinin yapılacağı yere nasıl gideceğimi anlatıyor. Çok ciddi bir dille yazılmış. İş hizmetçilik gibi bişey. İşi yapacak kişinin görevleri bi kanun maddesine benzer şekilde tek tek sayılmış: Halıyı silmek, aile üyelerinden birini gördüğü zaman 'Ekselansları?' ya da 'Efendim?' şeklinde selam vermek, birkaç şey daha.Aile üyelerinin isimleri tek tek sayılmış. Ve isimlerden biri Ayberk. Rüyada birbirimizi tanımıyoruz, ve anlaşılan ben onunla tanışmak için oraya giren bir ergenim. İş görüşmesine nasıl gidileceği anlatılırken de, hep Ankara'dan bir yerlerin ismi verilerek, 'Şuraya şuraya gidilir, şelalenin ordan şu şu otobüse binilir. Gelince çaldırılır.' denmiş. O esnada benim Ankara'da değil, İstanbul'daki evimde olmam da şaşırtıcı değil o sırada rüyadaki kimse için. Bi yandan acele acele hazırlanmaya çalışıyorum, bi yandan anneme sesleniyorum, 'Hadi anne çıkalım' diye. Annem 'eah' benzeri bi hareket yapıyor, sallamıyor. Koştura koştura banyoya giriyorum bi yandan, 'Tırnaklarımı kesmem lazım!' diyorum, ama onun yerine tuhaf briyantinimsi bişey sürüyorum saçlarıma. Bi sonraki sahneye kadar olan yerler bulanık, çünkü o sırada kedim kafama zıplıyor, ya da ayağımı kemiriyor falan bi yandan, uykuyla uyanıklık arasındayım. Rüyaya dönersek, ve rüyanın içinde bir parantez açarsak, rüyada o gün içinde beni bir kez 'ThomYorke' diye biri arıyor. Ya bakmıyorum, ya da bakamadan kapanıyor. Birini öyle kaydettiğimi hatırlamıyorum, ve rüyada Thom Yorke'un kim olduğunu bilmiyorum; ama yine de 'Ali'dir o Ali.' diye düşünüyorum. Kapa parantez. Ev kalabalıklaşmış. Kağıtta bahsi geçen Ayberk de evde. O kişi de şu:


TUT-masam düşüyodun!


'Ben bırakayım seni?' diyor pis pis gülerek. Gidiyoruz. İş görüşmesinin yapıldığı yer, hani o Elmer, Bugs Bunny'i yakalamaya çalışırken, kovalamaca birden garip bir şeye dönüşür, arkaplanda rengarenk tuhaf şekiller olur, binlerce tavşan deli deli kabile dansları yapar falan ya; onlardan birinin içinde. Tam topuklamak üzereyken telefonum çalıyor ve yine o 'ThomYorke' arıyor. Açıyorum, hiç de Ali'ninkine benzemeyen bi ses pis pis gülüyor, kandırdık seni gibilerinden bişeyler söylüyor. OHA.




bi bu deli oğlan


bi de bu Marvin şahanedir

Ocak 17, 2010

  Neyse olmuyor galiba böyle yazdıklarımı okuyarak falan. Yaptıklarıma yapmadıklarıma bakarak falan olmuyor yani galiba. Galiba böyle sürüne sürüne, bir yere yapışıp inat edip yaşayan bitkiler hayvanlar falan gibi olmak lazım. Hadi diyelim bir salyangoz ya da bir domates olarak gelmedim dünyaya; hadi diyelim bunun geri dönüşü yok, yazması bozması yok; e tamam baba ne yapalım aslında bu süpermarketler, bu kızlar, bu Türkçe, bu para bu parasızlık falan bu yok ki aslında. Ben oynuyorum, oyalanıyorum sadece bu dilde konuşarak, bu insanlara kızarak hatta kendi beynime kendi ellerime sinir olarak oynuyorum sadece.
  O zaman ben de dondururum kendimi tekrar sana gelene kadar, bütün algılarımı falan her şeyimi yine hiç düşünmeden sana teslim edene kadar donarım ben de. Hem ben hepinizden önce gelip burayı kendime yuva yapmıştım orospu çocukları, Ankara ne zaman sizin oldu?

Ocak 13, 2010

Saçmasapan Rüyalarım (7)

Part 1

Babamla beraber bi havaalanındayız. Havaalanı sınır gibi bişey. Biraz da geçiş kapısı gibi, gizemli bir yer.İki ülkenin arasında. Gözucuyla görebiliyorum, kırmızı bi tabelanın üstünde Türkei gibi bişey yazıyor, daha garip harflerle tabii. Burada bir sergi var. Ama hem biraz gizemli, hem de büyük bir olay gibi. Bir kitap var. İçinde can çekişir gibi duran,kel,cinsiyetsiz bir baş figürü var. Her bir sayfasında bu figür farklı bir ağız hareketiyle resmedilmiş. Ve her bir resmin altında ona ait cümleler var; sır verir gibi cümleler. Bilmediğim bir dilde ve garip sembollerle. İşte bu sergide, her bir kitap sayfasındaki bu cümlelerin ne anlama geldiği açıklanıyor. Sayfalar kitaptan koparılmış ve her yerde tuval gibi şeylerin üstüne asılmış. Bir yandan da raflar var, bu kitabın hem kapağı falan kopmuş,sararmış olanları, hem de yeni olanları, çok düzensiz bi biçimde dizilmiş.

Part 2

Büyük bir kütüphanedeyim. Raflar çok yükseklere kadar çıkıyor. Aralarda masalar var. Hepsi dolu. Hayatımda olan insanlar sandalyelere oturuyor,sessiz ve ifadesizler; bi şekilde hayatımdan çıkarttığım insanlar da masaların üzerine uzanmış, ceset gibi sessiz yatıyorlar ve üstleri,yüzlerini de kapatacak şekilde beyaz bir örtüyle örtülmüş.


(Aslında çizim yapsam daha iyiydi. Üşenmez de çizersem, bi de tarayıcı sorunumu halledersem.Falan.)